Ana sayfa Manşet Nazif Gürdoğan: “Katılım Bankaları Değil Paylaşım Bankaları”

Nazif Gürdoğan: “Katılım Bankaları Değil Paylaşım Bankaları”

797
0
PAYLAŞ

Türkiye’de faizsiz finans konusunda uzman kişiler düşünüldüğünde ilk akla gelen isimlerden birisi olan Maltepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’la gerçekleştirdiğimiz röportajın katılım bankalarıyla alakalı olan kısmını bugün sizlerle paylaşıyoruz.

Röportaj: Talip Kul /  talipkul2014@gmail.com

“KATILIM BANKASI DEĞİL PAYLAŞIM BANKASI”
Faizsiz finansın Türkiye’deki gelişimini nasıl özetlersiniz?

Eski isimleri faizsiz finans kurumları, özel finans kurumları. Aslında katılım bankacılığı demektense paylaşım bankaları, paylaşım kurumları ya da paylaşım finans kurumları demek daha doğru olur.

Bütün dünyada faizsiz finans kurumları tartışılıyor. Türkiye’de faizsiz finans kurumları ilk defa Özal zamanında açılmaya başlandı. İlk olarak Faisal Finans kuruldu, sonra Albaraka ve Kuveyt Türk geldi.  O zamanlar Türkiye yetmiş sente muhtaç bir haldeydi ve finans kurumları Ortadoğu sermayesini Türkiye’ye çekme açısından çok önemliydi.

Ben de finans kurumlarının kuruluşunda yer aldım. Faisal Finans o dönemde Tüpraş’a büyük bir finansman sağlamıştı. Bu o dönemde rekor bir rakamdı. Şimdi o günlerden bugünlere Türkiye ekonomi başta olmak üzere her açıdan çok değişti. Seksenli yıllarda Türkiye’nin dışarıya açılmasından sonra kapalı ekonomiden açık ekonomiye geçmesinden sonra ithalatçı Türkiye ihracatçı Türkiye’ye dönüştü.

“…FİNANS SİSTEMİ DE DEĞİŞMEK ZORUNDADIR!”
Yeni bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Bu noktada Türkiye’nin bankacılık sisteminin de değişmesi gerekiyor mu sizce?

Ben 1968-1972 yılları arasında DPT’de çalıştım. O yıllarda Özal müsteşardı. DPT’nin çok farklı, renkli ve değişik bir yapısı vardı. Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cevat Ayhan, Bahri Zengin, Temel Karamollaoğlu, Yusuf Özal, Yıldırım Aktürk gibi bugün önemli yerlere gelmiş arkadaşlarımız DPT’de çalışıyorlardı.

Türkiye’nin toplam ihracatı 3-4 milyar doları bulmuyordu. Bu ihracatın yüzde seksenini tarım ürünleri oluşturuyordu. Bugünse Türkiye’nin ihracatı 150 milyar doların üzerinde ve ihraç edilen ürünlerin yüzde sekseni sanayi ürünlerinden oluşuyor. Bu ihracatın üçte biri otomotiv sektöründen oluşuyor.  O yıllarda Türkiye’de otomotiv sektörü kurulmamıştı. TOFAŞ ve Renault’un kurulması içi çalışmalar yapıldı. Büyük tartışmalar olmuştu. Başlangıçta DPT bu tesislerin 20 bin araç üretmesine izin vermişti. Şimdi onların toplam kapasitesi 250 bini aştı. Toplam motorlu araç üretimi ise ülkemizde 1 buçuk milyonu aştı. Bu araçların yarıdan fazlası ihraç ediliyor. Türkiye ihracatının önemli bir gelir kaynağı otomotiv sektörüdür.

Değişen dönüşen bir Türkiye var. Dolayısıyla Türkiye’nin bankacılık sistemi de, finans sistemi de değişmek zorundadır!

Faizin doğru bulunmamasının temel nedeni nedir?

Faiz ilk çağlardan Aristo’dan, Eski Yunan’dan, Hristiyanlıktan, Musevilikten bu yana tartışılan bir konu. Felsefecilerin, iktisatçıların, dinlerin her zaman tartıştığı bir konudur. Normalde olumlu bakılmayan bir meseledir faiz ancak batıdaki pozitivist gelişmelerden sonra faiz genel seküler dünyada kabul görmeye başladı ve bütün dünyada ekonominin vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

Önemli olan para ticareti yapmamaktır. Para ticareti her zaman paranın ranta, verimsiz alanlara kaymasına ve paranın israfına sebep olmuştur. Onun için felsefeciler, iktisatçılar, dinler faizi eleştirmiştirlerdir, karşı çıkmışlardır ve faizi yasaklamışlardır.

“NAKİT VAKIFLARI FAİZSİZ FİNANSIN TEMELİDİR”
Osmanlı’dan günümüze faizsiz finansın temel taşları neler olmuştur?

Bizim kültürümüzde de faizsiz sistemin geçmişi yeni değildir. Bizde de Tanzimat’tan bu yana bu sistem tartışılmaktadır.

Yardımlaşma sandıkları kurulmuştur. Nakit vakıfları vardır. Bu vakıflar Kanuni zamanında İslam’a uygun olup olmadığı konusunda çok tartışılmıştır. Sonra genel kabul görmüş ve binlerce nakit vakfı kurulmuştur.

Nakit vakıfları bugünkü faizsiz bankacılığın ilk orijinal kurumlarıdır. Onlar para ticaretinin değil, sanayinin, iş dünyasının ihtiyacı olan kaynağı sağlama konusunda önemli bir fonksiyon yüklenmişler, Osmanlı ekonomisini canlı tutmuşlar ve cumhuriyetin ilk yıllarına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bursa’da çok ciddi nakit vakıfları vardır. Bütün Anadolu ve Balkan şehirlerinde nakit vakıfları vardır. Geçmişte yaşanan tartışmalarda Ebu Suud Efendi nihai noktayı koymuş ve nakit vakıflarının gerekli ve önemli olduklarını vurgulamışlardır.

“PARA ARAÇTIR AMAÇ DEĞİL”
Dünyadaki krizlerin önüne geçmek için faizsiz finans dünyanın birçok ülkesinde tartışılıyor. Sizin fikriniz nedir?

Finansman ekonominin, işletmeciliğin, pazarlamanın temel fonksiyonlarından biridir. Finansmanda önemli olan reel ekonomiyi desteklemektir. Para alınan satılan bir ürün değildir. Para ticareti kolaylaştıran değer ölçme, değer biriktirme ve ticaret aracıdır. O yüzden para bir ürün gibi bir mal gibi alınıp satılmamalıdır. Ana tartışma konusu budur. Bütün dünyada bu konu tartışılmaktadır.

Son yıllarda özellikle Amerika’da, Avrupa’da ortaya çıkan nakit krizi, finansal krizler para ticaretinden kaynaklanmaktadır. Paradan para kazanmanın önüne geçmek sadece İslam dünyasının değil batı dünyasının da, Çin’in de, Hindistan’ın da sorunudur. Çünkü dünyada 60-70 trilyon dolarlık ürün, hizmet, bilgi üretiliyor ancak bunun on katı büyüklüğünde bir finansal sistem var. Bu sanal bir ekonomidir. Ve burada yapay yollarla para elden ele dolaştırılarak değişik finansal yöntemlerle sanal bir kar ortaya çıkmaktadır. Bu da önünde sonunda kaçınılmaz krizlere sebep olmaktadır. 2008 ABD krizi buna son örnektir. Dolayısıyla krizsiz bir ekonomi ve dünya isteniyorsa para ticaretine dur denilmelidir. Para bir araçtır. Araç halinden çıkarılıp amaç haline getirilmemelidir.

“SEKÜLER İNSAN İLE ETİK İNSAN”
İslam Ekonomisi değerleri günümüz ekonomi modellerine nasıl uygulanabilir?

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından yeni bir dünya doğdu. Eskiden sağcılar, solcuların, kapitalistlerin, komünistlerin çatışması vardı. Kapitalist sistem ile komünist sistem tartışılıyordu. Marx’ın ünlü bir sözü vardır “Komünizmden önce kapitalizm gelir.” Komünizm 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla tarihe karıştı. Artık dünyada komünizmden önce kapitalizm gelmeyecek çünkü komünizm öldü. Yeni bir dünya kurudu. Bu dünyada artık sağcıların solcuların, kapitalistlerin komünistlerin kavgası yok. Bu yeni dünyada yarışma ekseni yeni bir hal aldı. Artık sağcılarla solcular değil de seküler kültüre bağlı olanlarla –para her şeydir diyenlerle-, para araçtır diyenlerin yarışması var. Yerel düşünenlerle, küresel düşünenlerin; hayatın odak noktasında güzel insan vardır diyenlerle, ekonomik insan vardır diyenlerin yarışması var.

Seküler ekonomi için her şey paradır, para için her şey mubahtır, her şey ticarileştirilebilir derler oysa kutsal kültürden beslenen ekonomi hayatın odak noktasına ekonomik insanı değil etik insanı bırakır. Etik insan değerler önemlidir der, ekonomi için kırmızı çizgileri vardır.Kendisi için istediğini başkası için de ister.

Berlin duvarından sonra serbest pazar değil etik pazar var artık. Buna göre her şey mubahtır, isteyen istediğini alıp istediğini satabilir, bırakınız alsınlar bırakınız geçsinler diyen Adam Smith’in liberalizm ilkesi artık “alsınlar, satsınlar ama etik davransınlar, evrensel etik ve hukuk ilkelerine uysunlar ” diyen bir dünya var.

Para kazanmak her şeydir diyenler, para için her şeyi yaparlar. O yüzden dünyada krizlerin üstesinden gelinmiyor. Krizlerin kaynağında işte bu seküler zihniyet var. Varsa yoksa da sermaye her halükarda kazanç diyen zihniyet bu devirde geçerliliğini yitirmiştir. Kapıların, duvarların, çatıların olmadığı yenidünyada etik insan, güzel insan önem kazanmıştır. Dünya, politika, edebiyat, sanat artık bu etik ilkelere saygılı olmak zorundadır.

KATILIM BANKALARINA TAVSİYELER…
1993’te özel finans kurumlarının tüm sektördeki payı %4 iken bugün katılım bankalarının payı %5’in biraz üzerinde sizce bunun nedeni ne?

Demek ki dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmelere ayak uyduramıyorlar, kendilerini yenileyemiyorlar, maliyetlerini düşüremiyorlar, müşterilerini tatmin edemiyorlar… Artık şunu herkesin kavraması lazım müşteri velinimettir. Firmaları, kuruluşları, finans şirketlerini müşteri ayakta tutar. Finans kurumlarının iki tane müşterisi var. Bir tasarruf sahiplerine yeteri kadar kar payı vermek zorundalar, iki kaynaklarını kullanacak sanayiciler var onlara da düşük maliyette finansman sağlamak zorundalar. Ve artık sadece ticarete aracı olmaktan çıkıp iş sermayesi gibi çalışmak zorundalar. Yeni yöntemler geliştirmek zorundalar. Yeni enstrümanlar geliştirmek zorundalar. Yeni pazarlara açılmak zorundalar.

Bütün dünyadan tasarruf toplamak zorundalar ve bütün dünyaya finansman sağlamak zorundalar. Artık öyle tek ülke tek pazar yok. Bütün dünya tek pazar, bütün dünya müşteriniz. Bütün dünyayı hedeflemiyorlarsa büyümeleri mümkün değil.

Yorumlar

yorumlar