Ana sayfa Manşet Röportaj – “Ordu milletten girişimci millete dönüşmeliyiz”

Röportaj – “Ordu milletten girişimci millete dönüşmeliyiz”

490
0
PAYLAŞ

Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’la yaptığımız röportajın bugünkü bölümünde girişimcilik ve yeni dünya konuları yer alıyor. Keyifle okumanız dileği ile…

Röportaj: Talip Kul / talipkul2014@gmail.com 

“PAZAR EKONOMİSİ İYİLİKTE, GÜZELLİKTE YARIŞTIR”
Harvard Business Review’da yayınlanan “Kare Dünya” makalenizden hareketle yeni dünya için neler söylemek istersiniz?

Bu makalemde dünyanın artık şeffaf olması gerektiğini vurguladım. Tıpkı Mevlana’nın göründüğün gibi ol sözündeki gibi herkes göründüğü gibi olmak zorunda. Hiç kimsenin ikiyüzlü davranması mümkün değil, çifte standart mümkün değil. Dürüstlük yeni dünyada mecburi istikamet. Eskiden söz uçar yazı kalır denilirdi. Artık söz de yazı da kalıyor uçmuyor, her şey tespit ediliyor.

Çin ve Rusya sonuna kadar pazar ekonomisi uyguluyor. Küba düne kadar direniyordu. Şimdi onlarda bayrağı çektiler çünkü doğal olan pazar ekonomisidir. Çünkü pazar ekonomisi iyilikte, dürüstlükte, güzellikte, verimlilikte, üretimde yarışmadır.

Yeni dünyada kurumların, kuruluşların, ülkelerin gücü ürettikleri ürünün gücünden, ürettikleri bilginin gücünden geliyor. Bunun için Sezai Karakoç’un güzel bir yöntemi var. O diyor ki Türkiye’nin, İslam dünyasının batı karşısında yeniden üstünlük kazanabilmesi için yapması gereken iki şey var. Bir üretimde batı dünyasıyla doğru orantılı bir yarışa girecek, üretimde hiçbir zaman onlardan geride kalmayacak, tüketimde ise ters orantılı bir yarışa girecek. İşte tasavvufun kavramlarıyla söylersek tüketirken bir lokma bir hırka üretirken bin lokma bin hırka üreteceksin. Bizim kültürümüz veren el kültürüdür. İnsanlar, ülkeler veren el olmazlarsa saygınlıkları olmaz. İnsana, kurumlara değer katan iki günlerinin bir olmamasıdır. Eğer kurumlar kuruluşlar değişime ayak uyduramıyorsa, iki gününü farklı kılamıyorsa pazardan çekmek zorunda kalırlar, ayakta kalamazlar.

Tarım toplumun yöntemleriyle sanayi toplumunun problemleri nasıl çözümlenmiyorsa, bilgi toplumunun sorunları da sanayi toplumun yöntemleriyle çözülmez. Bu noktada yeni şeyler söylemek gerekiyor. Yeni olmak zorundayız farklı olmak zorundayız. Bunu Mevlana 750 sene önce söylemiş:

 

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş
Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Her alanda yeni şeyler söylemek zorundayız. Dünya bildiğimiz dünya değil çünkü

“ORDU MİLLET GİRİŞİMCİ MİLLETE DÖNÜŞMELİ”
”Global dünyada silahlarla değil, markalarla savaşılır” demişsiniz. Bu markaları nasıl oluşturacağız?

Bu yeni dünyada artık silahlarla değil markalarla savaşılıyor. Yeni dünyada kalite pasaport taşımaz. Siz kaliteli ürün, hizmet üretirseniz bütün bir dünyayı vizesiz, pasaportsuz gezersiniz. Bu bağlamda Rahmetli Özal Türkiye’nin kapalı yapısını açık yapıya dönüştürdü. İthalatçı Türkiye’yi ihracatçı Türkiye’ye çevirdi. Tüketen ülke, üreten ülkeye dönüştü.

Ordu milletin girişimci millete dönüşmesi gerekir. Yeni dünyada ordu milletlere yer yok çünkü ordularınızla Avrupa’ya, Amerika’ya, Çin’e, Rusya’ya, Japonya’ya… Gitmeniz mümkün değil. Ama ürünlerinizle, markalarınızla, kurumlarınızla, aydınlarınızla, finans kuruluşlarınızla dünyada istediğiniz her yere gidebilirsiniz.

Kapalıçarşı’da Fesçiler Kapısı’nda “el kasibu habibullah” yazar. Kazanan üreten Allah’ın sevgilisidir. Yeni dünyada kazananlar sadece Allah’ın değil şehirlerinin, ülkelerinin, ailelerinin sevgilisi oluyorlar. Çünkü onlar üreten insanlar, veren insanlar, iki günü farklı kılan insanlar, insanlara balık dağıtan insanlar değil balık tutmasını öğreten insanlar,işveren insanlar. Günümüzde bir insana yardım etmenin en güzel yolu ona iş vermektir.

Devletçi toplumların değil milletçi toplumların devrindeyiz. Artık devletlerin güçlü olması milletlerin de güçlü olduğu manasına gelmiyor. İşte Ortadoğu ülkelerinde Irak, Libya güçlüydü, Rusya güçlüydü ancak bu güç halka yansımadıktan sonra bir işe yaramıyor. Güç üreten insanlarda, girişimci insanlardadır günümüzde.

“MUKADDİME VE MESNEVİ”

Yani John Mill’in dediği gibi “Devleti oluşturan bireyler ne kadar güçlüyse ve değerliyse, devlette o kadar güçlü ve değerlidir” değil mi?

Özal bu sözü çok zikrederdi. Devletin güçlü olması milletin güçlü olduğu manasına gelmez. Devletin güçlü olması için milletin güçlü olması gerekir. Millet güçlü olursa devlet de, ordu da, tüm kurumlar da güçlü olur derdi.

Milletin güçlü olması demek üretimin güçlü olması demek. Üretimin güçlü olabilmesi için adil bir yönetim şarttır. Onun için adil yönetim bizde temeldir. Ekonominin, politikanın, kültür sanatın temeli adil yönetimdir.

Osmanlı’da bir adalet dairesi vardır. Orada denilir ki sultanın gücü ordusundan gelir ordunun gücü hazinesinden gelir. Hazine maliyeden gelir. Maliye milletten alınan vergilerden, üreten insanlardan gelenlerden oluşur. Üretimin gücü de adil yönetimden gelir. Bir ülkede adil yönetim varsa oradaki insanlar üretici olur,veren el olur. Bunlar çok vergi verir… Bu bir dairedir. Buradaki faaliyetlerden birisi eksik olursa, tam anlamıyla hakkı verilmezse iş akamete uğrar.

İbni Haldun devletin hiçbir zaman ticaretle uğraşmaması gerektiğini söyler çünkü devlet ticarete taraf olursa orada adalet sağlanmaz. Bu çok liberal bir bakış açısı. Devletin müdahale etmemesi gerektiğini ısrarla 1400’lü yıllarda vurgulamıştır. Adam Smith’den yüzlerce yıl önce bunu söylemiş…

Gölcük’te yaptığımız İbni Haldun Panelinde katılımcılara da ısrarla ifade ettim ve vurguladım. Geleceğin Türkiye’sini inşa edecek insanların bir elinde Mevlana’nın Mesnevisi bir elinde İbni Haldun’un Mukaddimesi bulunmalıdır. Mesnevi ile iç dünyayı zenginleştirecekler. Mukaddime ile dış dünyalarını, ekonomilerini, yönetimlerini, hizmetlerini zenginleştirecekler. Kısacası bu noktada bu iki esere geri dönmemiz gerekiyor.

Felsefeciler Aristo’nun ele almadığı konu yoktur derler. Biz de Mesnevi’nin ve Mukaddime’nin ele almadığı, tartışmadığı konu yoktur noktasındayız.  Adam Smith’de, Karl Marx’da bulunamayan şeyleri bu eserlerde bulabilir herkes…

İslam iki dünya medeniyedir. Hem dünya hem ahiret der. Dünya ve ahireti altın oranda harmanlar. Seküler kültür gibi varsa da yoksa da dünya, üretim, ekonomi demez. Uzak Doğu kültürü gibi de hiçlik peşinde koşmaz.

Bizim insanımız Yunus gibi yaşamasını da Sinan gibi inşa etmesini de bilir. Bugün dünyaya huzur getirecek olan insanlarımız Yunus ve Sinan gibi olmalıdırlar. Sinan gibi Süleymaniye’ye inşa edecek idrake, Yunus gibi sade yaşayacak bir intizama sahip olmalıdırlar.

Yerli otomobil için fikriniz nedir?

Yeni dünyada mühim olan yerli malı üretmek değil. Dünya malı üretmektir. Yerli malı ürettiğinizde sadece kendi ülkenizde kalır. Ama dünya malı üretirseniz hem kendi ülkenizin hem dünyanın ihtiyaçlarını karşılarsınız.

Mühim olan yerli otomobil değil dünya otomobili üretmektir. Hiçbir otomobil firması 16 bin parçasını bir yerde üretmez. Tüm otomobil firmalarının dünyanın her yerinde yatırımları var. Biz Ford’a Amerikan arabası ya da Fiat’a İtalyan arabası mı diyeceğiz? Ford Gölcük’te 300 bin 400 bin araç üretiyor yarısını ihraç ediyor. Şimdi biz buna Amerikan malı mı diyeceğiz? Bazı araçların %80 dışarıda üretiliyor. Türkiye’nin hammaddesinden, Türkiye’nin işçisinden yararlanıyorlar. Türkiye’de model üretiyorlar. Türkiye’den dünyaya ihracat yapıyorlar. Dolayısıyla artık çok karıştı. Önemli olan ürünün kalitesini artırmak, sürekli verimliliğini artırmak, her gün yenilenmektir.  Bilginin, kalitenin, teknolojinin vatanı, pasaportu yoktur.

Apple, IBM dünya markasıdır, Starbucks bize kendi kahvemizi pazarlıyor dünya markasıdır. Bizim insanımız güzellikte, dürüstlükte yarışmasını artık öğrenmek zorundadır. Bu yarışmaların olmadığı bir ülkede verimlilik ve gelişme olmaz.

Marksistler çatışma olmadan, kutsal kültüre sahip olanlar yarışma olmadan gelişme olmaz derler.

Bir Afrika atasözü der ki: “Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır,

En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa öleceğini bilir.

Afrikada her sabah bir aslan uyanır,

En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.

Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur.

Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.”

Çinliler bu sözleri fabrika duvarlarına yazmışlardır. Bu çok önemli bir metafor ve benzetme. İnsanlar devletler iyiliklere aslanlar gibi koşmaz, kötülüklerden ceylanlar gibi kaçınmazsa hayatı güzelleştirmek, kaliteli bilgi ve hizmet üretmek mümkün değildir.

Kayserililerin dediği gibi alırken iki kere ikiyi üçe getirmek satarken beşe getirmektir. Yani alırken maliyeti en aza indirmek satarken gelirleri en üste çıkarmak için çaba göstermek. İbni Haldun’da Mukaddemesinde ticareti böyle tarif eder. İyi fiyata alıp iyi fiyata satmak.

İslam medeniyeti Hristiyanlar, Eski Romalılar ya da Yunanlılar gibi ticareti küçümsemez bilakis özendirmek için çaba gösterir. Hz. Peygamber ve Hz Hatice Mekke’nin büyük tüccarlarındandı. Düşünün hanımların bile tüccar olduğu bir toplum. Ebu Hanife hem alim hem tüccar. Bunlar ticaretin en güzel örnekleridir.  Finans ticareti desteklediği sürece desteklenmelidir. Yoksa para ticaretine dönüşmemelidir.

Girişimciliği nasıl canlandırırız?

Bilgi toplumunda iş kurmak artık bir sermaye meselesi olmaktan çıkmıştır. İş sahibi olmak için artık para sahibi olmak değil bir yenilik bir fikir sahibi olmak gerekiyor. Facebook’un, twitter’ı, Google’ı… kuranların paraları yok, Steve Jobs’un parası yok ama muhteşem fikirleri var.

Eğer yeni bir fikre sahipseniz bunu hayata geçirecek parayı dünyanın her yerinden bulursunuz. Türkiye’de Kosgeb var, Tübitak destekli finansmanlar var, finansman şirketleri var.

Anadolu’da söylendiği gibi tabağınızda balınız olsun, arısı Bağdat’tan gelir.

Türkiye’de bulamazsanız dünyanın her yerinde muhteşem fonlar var yine…Hindistan’da, Avrupa’da, Amerika’ da var. Artık sınırlara bağlı kalmamak gerekir. Öyle olsaydı Apple sadece Amerika’da kalırdı. Oysaki Çin’de bile millet Apple sırasına giriyor. Bakın Google’ın bilmediği soru yok. Prof. Google mı diyelim, Molla Google mı diyelim J Artık bilgiye ulaşmakta sorun olmaktan çıkmıştır. Artık orijinal, uygulanabilir bir fikrin olsun yeter ki…

Girişimcilik için risk almasını bilmek lazım. “Korkak bezirgan ne kar eder, ne zarar eder” Bir işletmecinin alabileceği en büyük risk hiç risk almamasıdır. İki politikacı tipi vardır. Biri benim iki gömleğim var. Biri kefenlik biri bayramlık biri de vardır der. Ve milletin önünü ve ufkunu açar. Bir de  şapkam vardır. Al git dediklerinde alır giderim diyen vardır ki bunun topluma hiçbir faydası dokunmaz.

Aklı açık, kalbi açık, ufku açık kişiler girişimcilerdir. Bu konuda gönül gözü de mühimdir.

“GİRİŞİMCİLİK DENİLİNCE AKLA TASAVVUF KÜLTÜRÜ GELİR”

Girişimcilik ve tasavvuf üzerine neler söylersiniz? Örneğin Gümüş Motor’u bu konuda örnek olarak vermek mümkün müdür?

Girişimcilik denilince akla tasavvuf kültürü gelir. Tasavvuf kültürü algılandığının aksine hayatın içinde bir kültürdür. Güzel olma, veren el olma kültürüdür tasavvuf. İnsanları el açmaktan kurtaran bir kültürdür tasavvuf.

Bu noktada Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretleri ve İskenderpaşa Dergahı çok önemli bir örnektir. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi yardımlaşma sandıkları, matbaalar, okullar kurdurmuştur. Yardımlaşma sandıklarıyla iş kuranlara finansman sağlamıştır. Yardımlaşma sandıkları finans kuruluşlarının ilk örneklerinden biridir. Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar bu böyle devam etmiştir. O gelenek halen devam etmektedir. İskenderpaşa’nın son büyüklerinden Mehmed Zahid Kotku da Mekteb-i Nefise mezunu, teknik eğitim almış bir insandır.

Zahid Kotku hocaefendi sağına motor profesörü Erbakan’ı soluna iktisat profesörü Sabahaddin Zaim’i almış. Beraber Almanya’dan Gümüş Motor fabrikasının patent aldığı fabrikayı gezmişler.

Yani bir hocaefendi bir şeyh düşünün sağında bir motor profesörü var, solunda bir iktisat profesörü var. İslam veren el medeniyetidir. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde alan elin kıymeti, itibarı olmaz. O yüzden daha toplu iğne üretilmeyen dönemde bu dergâhın öncüleri Gümüş Motor fabrikasını kurmuşlardır.

O fabrika son zamanlara kadar ayaktaydı. Gümüş Motor Türk tarımını değiştirmiş, o motoru öyle fonksiyonel yapmışlardı ki traktöre dönüştürmüşler, pulluğa dönüştürmüşler. Sadece sulamada kullanılmamış, ulaşımda da kullanılan bir motor olmuş.

Hatta ben birkaç öğrencime bitirme tezi olarak Gümüş Motor’u verdim. Bu konunun üstünde önemle durulması gerekir. Türkiye’nin sanayicilik tarihinde bu fabrikanın çok ayrı bir yeri vardır.

50li yıllarda Zahid Kotku dermiş ki yakınlarına bu mühendislere yardımcı olun, bunlar ileride ülkeye çok büyük hizmet edecekler, çok büyük katkıları olacak dermiş. İşte o mühendislerden biri Erbakan’dır, biri Özal’dır, Recai Kutan’dır, Fehim Adak’tır.

Bizim kültürümüzde yoksullar gibi yaşamak bir erdemdir. Ama yoksulluk bir erdem değildir. Yoksullukla herkesin savaşması gerekir. Bu toplumsal bir sorumluluktur. Eğer bir toplum yoksulsa politikacısı da, akademisyeni de, sıradan insanı da, sanayicisi de sorumludur. Onun için İslam iki dünya medeniyetidir. Tek dünya değil!

O yüzden ekonominin, finansmanın içinde, pazarlamanın içinde, üretimin içinde bir medeniyet. Geçmiş tarihimize baktığımızda muhteşem örnekleri de verilmiş. Günümüzde de verilebilir. Bunun yolu da üretmekten geçiyor. Veren el olmaktan geçiyor. Yoksulluğun üstesinden gelmekten geçiyor.

Tasavvuf kültürü bunu çok güzel anlatıyor. Tüketirken bir lokma bir hırka üretirken bin lokma bin hırka… Bir insanın, kurumun, devletin değeri topluma ne veriyor, toplumdan ne alıyor ona bakarak karar verilir derler. Bir kurum bir devlet bir vatandaş bir üretiyor bir tüketiyor. Bu topluma katkısı bulunmayan, faydasız bir insandır. Toplumu toplumdan aldıklarından daha fazlasını alanlar değiştirir.

İslam dünyasının üç büyük problemi vardır. İslam dünyası çok kötü bir haldedir. Hazinelerin, petrol denizlerinin üstünde ancak dünyaya el açıyor. İnsanlar canı pahasına Avrupa’ya sığınmak için yarışıyor. Bunun üstesinden gelinmesi lazım.

Girişimcilik alan el değil veren el olmasını öğrenmektir, risk almasını bilmektir. Girişimcilik Mevlana’nın dediği gibi yeni olmasını bilmektir. Yunus’un dediği gibi her gün yeniden doğmaktır. O zaman dünya da değişir. Dünyanın peşinden koşmanıza gerek kalmaz. Dünya sizin peşinizden koşar.

Arı kovanının dışına çıkmazsa bal yapamaz. Girişimciler yerellikten küreselliğe uzanmalıdır. Finansmanı dünyanın her yerinden sağlarlar.

40 proje yapıp bir proje uygulamak gerekir. Öyle hiç hesap yapmadan kırk yatırım yaparlarsa 39u başarısız olur. Konya holdingleri buna örnektir. Güzel fizibilite çalışması yapmak zorundalar, çok ciddi analiz yapmak zorundalar,.

Gerçekten tabaklarında bal varsa bir girişimcilik peşindelerse imkanları varsa yeni bir ürün geliştiriyorlarsa tüm dünyadan finansman da bulurlar, pazar da bulurlar. Her şey bulunur. Yeter ki aramasını bilsinler, ne istediklerini bilsinler.

Yorumlar

yorumlar