Ana sayfa YAŞAM KÜLTÜR - SANAT Antalya Film Festivalinde ilk gün söyleşileri; ekipler seyirciyle buluştu

Antalya Film Festivalinde ilk gün söyleşileri; ekipler seyirciyle buluştu

175
0
PAYLAŞ

53. Uluslararası Antalya Film Festivali’nin ilk gününde Ulusal Yarışma filmlerinden Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var”, “Mavi Bisiklet” ve Rengahenk bölümü filmlerinden “Koca Dünya” ekipleri, seyircilerin sorularını cevapladı.

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen 53. Uluslararası Antalya Film Festivali, merakla beklenen filmleri seyirciyle buluşturmaya başladı. Festivalin ilk gününde “Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var”, “Mavi Bisiklet” ve “Koca Dünya” filmlerinin ekipleri gösterimler sonrası seyircilerin sorularını cevapladı.

Rıza Sönmez: Başarıyı kendimize yakıştıramıyoruz

Günün ilk söyleşisi, başarılı oyuncu Rıza Sönmez’in ilk defa yönetmen koltuğuna oturduğu filmi, “Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var”a aitti. Söyleşiye Sönmez’in yanı sıra Yüksel Ermutlu, İsrafil Parlak ve Atılay Uluışık da katıldı. Sinema yazarı Olkan Özyurt’un moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide Sönmez, filmin doğuşunu şöyle anlattı; “Gidip gördüğüm her yerde empati kurup burada ne yapabilirim, diye bakarım. Kars’a da üç kez Gezici Festival ile gitmiştim. Daha sonra da Uğur Yücel’in Kars’ta çekilen Soğuk adlı filminde yer aldım. İlk gittiğimiz akşamlardan birinde Yüksel Ermutlu program yapıyordu bir şarap evinde. Orada Yüksel ağabeyi görünce bir müzisyenin müzisyen arayışı üzerinde genel bir çatı kurarak bir şehir panoraması kurabilir miyiz, gibi bir dert edindim.”

Bir seyircinin sorusu üzerine Sönmez, filmde güzellikleri sadece çocukların görebilmesi ve Türk entelijansiyası ile hesaplaşma üzerine şunları söyledi; “Temelde bir hesaplaşma olduğunu söylemem doğru olmaz. Hesaplaşmaların taşradaki sürme biçimini, ömrünü anlatmak gibi bir derdim oldu. Bizde insanlar birbirlerini paçalarından çekerler. Ortada bir başarı varsa mutlaka başka bir nedene dayandırmak isteriz. Hiçbir zaman başarının nedeni işin kendisi değildir bize göre. Nuri Bilge Ceylan, Cannes’da ödül alır; bunu başka nedenlere bağlarız. Halbuki filmin kendisine odaklanmak gerekir. Kar romanına, Benim Adım Kırmızı’ya odaklanmak gerekir. Biz başarıya inanamıyoruz, kendimize yakıştıramıyoruz. Bir kültürel etkinliğe bedensel olarak katılım diye bakıyoruz; gittik, gördük, görevimiz yerine getirdik, diye. Dediğiniz doğru; çocuklar şaşırarak bakıyor her şeye ve kıymetli bir şeyi çok çabuk idrak ediyor.

Filmin adında Orhan Pamuk’un ve romanının adının da geçmesiyle ilgili olaraksa Sönmez, telif hakkı meselesinden çok Pamuk’a sevgi ve saygısından dolayı kendisini bilgilendirmek istediğini ve bir akşam karşılaştıkları bir restoranda kitabını imzalatırken senaryoyu da kendisine verdiğini söyledi. Sönmez, “Henüz filmi izlemedi ama. Yarın kendisine filmin linkini göndereceğiz, umarım beğenir” diye konuştu.

Ümit Köreken: Mavi Bisiklet özlemi, çocukluğumun hikayesi

İlk günün ikinci söyleşisi ise Ümit Köreken’in ilk uzun metraj filmi “Mavi Bisiklet”e aitti. Köreken, filmin esin kaynağını anlatırken çocukluğuna atıfta bulundu. Mavi bir bisiklet hayali ile demiryolunda bulunan ceset hikayelerinin, çocukluğundan kalan hatıralar olduğunu söyleyen yönetmen, filmde anneyi oynayan ve senaryoda da katkısı olan eşi ile daha sonra bütün bunları harmanladıklarını dile getirdi.

Filmde bir bisiklet almak için biriktirdiği parayı, haksızlığa uğrayan sevdiği kıza yardım etmek için harcayan küçük Ali karakterini, Köreken, şu sözlerle anlattı: “O evde baba rolüne bürünmüş, 12-13 yaşlarındaki Ali. Tabii ki el emeği ile bir şeyler yapmak, yaratmak, bir hayal için biriktirdiğin bir şeyi başka bir şey için feda edebilmek, bir erdem gerektiriyor. Ben bunun çocuklarda çok yoğun olduğunu düşünüyorum. Büyüdükçe, yavaş yavaş bazı kurallar üzerlerine bindikçe örselendiklerini düşünüyorum. Çoçuklar çok özgürler ve ezber bozuyorlar. Ali’nin de parasını böyle bir amaç için feda edip elinin emeği ile bir şey yapması, benim için her şeyden daha değerli”

Bir seyircinin, “Çocuklarımızın yeri, sanayiler değil; okullar, evler, sıcak yuvaları. Bu filmden sonra sosyal platform ve derneklerle buluşabildiniz mi?” şeklindeki sorusuna Köreken, şöyle cevap verdi; “Bu filmi çekerken başta da geniş kitlelere ulaşma amacı vardı. Kasım’da film vizyona giriyor. Türkiye’de de bazı siyasal sıkıntılar var, OHAL durumu var; aşmaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar filmi, üç salonda hep çocuklar izledi. Türkiye’deki hedefimiz ilkokul ve ortaokul çocuklarına filmi izletip çocuklarla adalet ve demokrasi konusunda çalışmalar yapmak”

Reha Erdem: “Filmlerimde gönderme yok; manda, mandadır”

Günün son söyleşisi; önce Venedik Film Festivali- Ufuklar bölümünde Jüri Özel Ödülü, ardından da Uluslararası Adana Film Festivali’nde En İyi Film dahil dört ödül kazanan, Reha Erdem imzalı “Koca Dünya” oldu.

Sinema yazarı Burak Göral’ın moderatörlüğündeki söyleşide en çok filmdeki semboller soruldu yönetmene. Erdem’se sembolizmden ziyade görünen her şeyin sadece kendisine işaret ettiğini vurgulayarak “Filme çok gerçekçi bir yerden bakmak mümkün” diye konuştu. Göral’ın, “Çocuklar tabiat anaya sığınıyorlar, tabiat ana da onlara çok kötü davranmıyor. Dünya zaten yeterince kötü, koca dünyaya sığamama gibi bir durumu düşünerek mi film yaptınız?” sorusu üzerine Erdem, şunları söyledi: “Bu düzeyde konuşulursa semboller konuşulacak. Öyle değil aslında; iki tane çok gerçekçi yerden bakabiliriz: İki genç, köksüz varlık var. Film boyunca da köksüzlüklerle karşılaşıyorlar; köksüzlük dediğim her anlamda. Bu daha çok anne baba meseleleriyle başlayıp sonra yanlış şekilde içimize verilmiş baba isteği. Fiziksel eksiklikten sonra sembolik bir büyük eksikliğe yol açıp herkese baba diye sarılmak var. Ama ben yaparken bunlardan yola çıkmadım. Aslında iki türlü de bakılabilir diye düşünüyorum. Dediğin gibi hayata dair olamamak, kısıtlanmak… Pozitif anlamda ise şöyle bakılabilir; başka bir hayat kurma cesareti gösterme ve her şeyi deneme, ele avuca sığmama. O da ayrı bir özgürlük. Böyle de bakılabilir.

Filmin başrollerindeki genç kız ve erkek karakterin kardeş olup olmadıkları üzerineyse Erdem, “Böyle bir cevap gerekmiyor. Çünkü zaten onların kardeş olup olmaması bizi çok ilgilendirmeyecek gibi bir mesafedeyiz” dedi. Usta yönetmen, “Filmlerinizde gönderme mi yapıyorsunuz?” sorusuna ise salondaki herkesi güldüren bir cevap verdi; “Göndermeden daha çok görme, şahitlik… Hiçbir yere gönderme yok, olduğu gibi her şey. Ben göndermedim. Bir yere bir şey göndermek fazla iddialı. Filmde gördüğünüz manda, gördüğünüz mandayı temsil ediyor. Biz orada, o sahne için söylüyorum, mekanlar içinde çalışırken her karanlığın içinden bir manda çıkıyordu, çok etkileyici cidden. Böyle bir doğada her şeye biraz şaşırıyorsunuz ve öyle bir hayvanla karşılaşmak aslında her şeyin mucizevi olduğunu anlatıyor, filme koyma nedenim de bu. Bir sürü şey söylenebilir ama boş… Mesela Adem baba yılanı yiyor. Zaten gönderme yaptığını kabul eden yönetmen bulmak çok zor” dedi.

Yorumlar

yorumlar