Ana sayfa ARAŞTIRMALAR 2015 Almanak’tan akıllarda kalanlar: Erhan Hoca yazdı

2015 Almanak’tan akıllarda kalanlar: Erhan Hoca yazdı

258
0
PAYLAŞ

Dünya ve Türkiye Ekonomisinde Görünüm

2008 yılında yaşanan global kriz ve ardından resesyon yaşayan dünya ekonomisi global ölçekte güçlü para ve maliye politikalarının etkisiyle tekrar büyüme sürecine girdi. Kriz öncesi yüzde 4-5 ortalama hızda büyüyen dünya ekonomisinin yüzde 3-4 civarında bir büyüme hızıyla kriz sonrası büyümeye devam ettiğini gözlüyoruz. Dünya ekonomisi büyüyor fakat bu kriz öncesine göre daha yavaş bir hızda gerçekleşiyor. Son 1,5 yılda da tahminler hep aşağı yönde revize ediliyor.

untitled1

Gelişmiş ülkeler arasında en iyi durumda ABD bulunuyor. İşsizlik doğal olarak kabul edilen yüzde 5’ler seviyesindeyken büyüme oranları yüzde 2,5 civarında. Buna bağlı olarak da Fed faiz arttırımlarına başladı. Fakat satın alma yöneticileri endeksi gibi öncü göstergeler ABD ekonomisinde gelmekte olan yavaşlamaya işaret ediyor. Bunun en önemli nedeni, değerlenen ABD dolarının ABD’nin ihracatını olumsuz yönde etkilemesi. Global ekonominin genel olarak yavaşlaması da ABD ekonomisini olumsuz etkiliyor. Diğer taraftan güçlenen dolar emtia fiyatlarını aşağı doğru itiyor. Dolar bazında satılan bu ürünler dolar güçlendikçe pahalılaşıyor. Bu durum emtia talebini düşürerek nominal fiyatlarını aşağı yönde baskılayan unsurlardan birisi oluyor. Emtia fiyatlarındaki düşüş ise başta petrol olmak üzere bunu üreten ülkeleri son derece olumsuz etkiliyor. Rusya,Venezuella ya da Suudi Arabistan gibi ülkeleri batma noktasına bile götürebilecek bu gelişmeleri ara ara yaşıyoruz. Dolayısıyla, Fed’in faiz arttırımlarına devam etmesi ABD dolarını güçlendirerek hem ABD ihracatını daha da olumsuz etkileyecek hem de emtia üreticisi ülkeleri krize sürükleyecek dinamikleri barındırıyor. Emtia üreten ülkelerin krize girmesi bumerang gibi hem ABD ekonomisini hem de ABD’nin dev enerji şirketlerini olumsuz etkileme potansiyeli barındırıyor. Bu nedenle 2016 yılında Fed’in en fazla bir kere faiz arttırımına gidebileceğini hatta hiç faiz arttırmama potansiyelinin de ciddi bir olasılık olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bunun anlamı global likiditenin en büyük kaynağı Fed’in bu likiditeyi çekme olasılığın azalmasıdır.

Diğer taraftan, euro bölgesinin büyüme beklentilerinin aşağı çekildiğini, deflasyon riskinin arttığını ve buna bağlı olarak Avrupa Merkez Bankası’nın yeni bir parasal genişlemeye hazırlık yaptığını görüyoruz. Aynı kaygılarla Japonya’nın parasal genişlemeyi daha da arttırarak negatif faiz dönemine geçtiği izleniyor. Başta Çin olmak üzere BRIC olarak adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’de ciddi yavaşlama gösteriyor. Özetle, dünya ekonomisindeki yavaşlama büyük merkez bankalarını bol likidite vermeye devam ettiriyor.

Bu durumun Türkiye Ekonomisi için artıları ve eksileri bulunuyor. Negatif taraftan başlarsak dünya ekonomisinde büyüyememe sorunu gittikçe artıyor. Dünya ticareti yıllar sonra ilk kez gerileme sinyali veriyor. Bu durum Türkiye Ekonomisinin dışa talep ile büyümesi yönünde engel oluşturuyor. Bu sorunun daha da artması durumunda dünya’da korumacı eğilimlerin yükselmesi, özellikle emtia üreten ülkelerin artan kredi riskleriyle finansal kriz yaratma potansiyeli bulunuyor. Böyle bir durumda sermaye daha da fazla güvenli limanlara akacağından Türkiye ekonomisi için finansman sorunları da yaratabilir. Ekonomi dışı faktörlere baktığımızda Türkiye için en büyük belirsizlik unsuru ve risk Jeopolitik ve İç Siyasi gelişmeler görünüyor.

Pozitif taraftan bakacak olursak emtia fiyatlarındaki düşüş Türkiye’nin cari işlem açığını olumlu etkilemekte ve ekonomiye önemli bir tasarruf sağlamaktadır. Bu Türkiye Ekonomisi için beklentileri kısa ve orta vadede olumlu etkileyen bir durumdur. İkincisi, global likidte bolluğunun devam etmesi TL’nin değer kaybını durduracak önemli bir faktördür. Emtia fiyatlaraının artmayacağı varsayımı ve kurdan kaynaklanan baz etkisinin azalmasıyla yılın ikinci yarısında enflasyon kısmen düşüş eğilimine geçebilecektir. Son yıllardaki birçok belirsiziliğe rağmen Türkiye ekonomisinin iç dinamiklerle yüzde 3-4 civarında büyüyebildiğini izliyoruz. Tüketici güven endeksleri tüketicinin son yıllarda ertelediği talebi arttırma eğiliminde olduğuna işaret ediyor. Ekonomi dışı faktörlere baktığımızda, olumlu seyreden Kıbrıs görüşmeleri ve AB ile yakınlaşma süreci beklentileri olumlu etkileyebilir.

Bahsettiğimiz bu pozitif ve negatif dinamikleri alt alta koyduğumuzda birbirini dengeliyor ve ekonominin bir yön bulmasını güçleştiriyor gibi görünüyor. Eğer Türkiye jepolitik ve siyasi risklerini azaltabilirse ekonomik unsurlarda pozitif gelişmelerin daha ağır bastığını düşünüyoruz. Dünya ekonomisi ciddi riskler barındırmakla birlikte düşen emtia fiyatları Türkiye’nin makro görünümünü artı tarafa daha fazla yaklaştırıyor. Fakat şunu unutmamak gerekiyor bu artılar daha çok konjonktürel faktörlerden kaynaklanıyor. Türkiye’ye zaman kazandırabilecek bu ortamda yapısal reformalara odaklanmak orta ve uzun vadede Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri daha olumlu etkileyecektir. Mevcut ekonomi yönetiminin böyle bir reform anlayışı olduğunu izliyoruz, ekonomi dışı faktörleri dışarıda bırakırsak sürecin hızı ve yönü yapısal reform uygulamalarına çok bağlı olacaktır.

Erhan Aslanoğlu

Piri Reis Üniversitesi

Ekonomi ve Finans Bölümü

Yorumlar

yorumlar