Ana sayfa YAZARLAR Pazar Payı Meselesi

Pazar Payı Meselesi

944
0
PAYLAŞ
image001
Kar Payı Lobisi / @KarPayiLobisi 

Çok değerli Katılım Dünyası okurları,

Bu benim ilk yazım ve malum-u aliniz dilin kemiği yok. Şimdi ve bundan sonra “bilmeyerek” yapacağım sürçü lisanlar için peşinen özür dilerim. Bilerek yapacaklarım için özür dilemeyeceğim, onlar için “Allah beni affetsin”. Genellikle çevremizde konuştuğumuz fakat yazıya dökülmeyen konulardan bahsetmeye çalışacağım.

(İddialı ve oturaklı bir girizgâh oldu bakalım sonunu getirebilecek miyiz?)

Konu para, banka, bankacılık, faiz, tahvil, kredi olunca bizim camianın yüzünde sanki kronik ülser sancısı çekiyormuşçasına bir ifade ortaya çıkar. Çünkü bunlar tatsız konulardır. Genel argümanlar hep aynıdır; paradan para kazanma, sömürü düzeni, emeksiz kazanç gibi artık klişeye dönüşmüş ifadeler konuşulur. Facebook’u olanlar ise konuyu hemen yeni dünya düzeni, ilümünati, rokifelır ve rotsşilds ailelerine getirip büyük resmi tarif eder. Öte yandan güzide camiamız hayattan da kopamayacağı için bilmediği ve haz etmediği bu sisteme girmekten de geri duramaz. Çünkü maaş almaktadır, kredi kartı kullanmaktadır, araba alacaktır kredi çekmesi gerekmektedir. (Bu devirde maaşlı çalışanın borçlanmadan mal mülk sahibi olması mümkün mü? Değil mi ya değerli lobiciler?) Eğer patronsa, teminat mektubu, nakit kredi, akreditif gider de gider… İşte bu noktada bizim bu homomuhafazakarusların içini bir kurt kemirmeye başlar. En yakın cami hocasından başlayarak, müftülüğe, cemaatlerindeki kanaat önderlerine, alo fetva hatlarına; ya biz bu bankalarla çalışıyoruz ama yanar mıyız hocam diye sorarlar. Hocalar bankaların faizle işleyen müesseseler olduğundan zinhar haram olduğunu, öte yandan katılım bankalarının kar-zarar usulüne göre işlediklerini ve Allah-u Alem helal olduğunu söylerler. Hoca gusülü bozan şeylerde ihtisas sahibi olduğundan, konuyu bilmemenin verdiği sesindeki titreme, meraklı vatandaşın gözünden kaçmaz.  (Diyanet, fetva kurulları ve katılım bankaları ayrı bir yazının konusu olduğundan burada çok detaylı değinmeyeceğim.) Kısacası camiamız tedirgin olsa da bankalarla çalışır. Hem kızar hem çalışır. Katılım bankalarını her ne kadar hocalar tavsiye etse de muhafazakar camia bu konuda mesafelidir. %5’i bile bulmayan pazar payı bu noktadaki en önemli gösterge değil midir sayın lobiciler?

Gelelim şu yüzde 5 meselesine… Seçime girse barajı bile geçemeyecek bir orandan bahsediyoruz. Katılım bankalarının pazar payı sektördeki yöneticilerin çok dayak yediği bir konu. Zaten kamu katılımların devreye sokulmasındaki en büyük etken bir türlü pazar payının istenilen noktalara gelememesi değil mi? Katılımın pazar payı %20’lere ulaşsa ekonomik krizlere daha bağışık olacağımız gibi bir şehir efsanesi dolaşıyor. Bu stres testini kim yapmış bilinmez ama ilk fikir 2008 buhranı sırasında Papa hazretleri tarafından ortaya atılmıştı. Ve camiamız bu fikri çok hızlı satın aldı. Bir nevi Papa’nın insepşınına maruz kaldık. Hülasa, pazar payının artırılması bir memleket meselesi haline dönüştü.

Katılım bankalarının pazar payı eylül sonu itibariyle %4,5 olarak gerçekleşti. Pazar payı dediğimiz oran katılım banklarının aktif toplamını toplam bankacılık aktif büyüklüğüne böldüğümüzde ortaya çıkıyor. Bu oran bana biraz “düz mantık” geldi. Aslında düz mantığı severim. Yani öküz altında buzağı aramak gibi bir yapım yok. Ama bu konuda katılım bankası yöneticilerinin hakkının yendiğini düşünüyorum. Neden mi?

Efendim evvelen, her ne kadar katılım bankacılığının ülkemizdeki mazisi 30 yılı aşkın bir süreye dayansa da 2005 yılındaki reform diyebileceğimiz kanun değişikliğiyle katılım bankaları adam yerine konulmaya başlanmıştır. Dolayısıyla 11 yaşındaki bir iş koluna göre bence iyi bir performans göstermişlerdir. Daha öncesinde mevduatına herhangi bir devlet güvencesi verilmeyen, teminat mektupları birçok kurum tarafından kabul edilmeyen ezik kurumlardı. Tabirimi mazur görün ama öyleydi işte… Özellikle muhafazakar camiada İhlas Finans ve Yimpaş benzeri kurumların travması çok uzun sürede atlatılabildi. İmar bankasının off shore mevduatlarını bile tıkır tıkır ödeyen devlet “iflas finans”ta vatandaşı yalnız bıraktı. 2005 yılının neden bir milat olduğu belki böylelikle daha iyi anlaşılabilir.

Saniyen, en çok eleştirilen konulardan bir tanesi olan yeni ürün sunabilme durumu… İşletmelerin rotatif kredi, vatandaşın ise ihtiyaç kredisine olan talebi sadece murabaha seçeneği sunabilen katılım bankalarına olan teveccühü kısıtlı tuttu. Farklı finansal çözümler nasıl sunulur? Bu konuda pek çok tartışmalar, çalıştaylar yapılsa da yeni ürün konusunda gelinen nokta; son yılların flaş ürünü, kimsenin içine sinmeyen teverruktan öteye gidemedi. Kabul edelim, özellikle borç finansmanı ve yeniden yapılandırma konusunda katılım bankaları istemeye istemeye de olsa bu ürünü fazlaca kullandı.

Salisen, bank asya mevzuu ki çok sıkıntılı bir konu. Bu husus da heybemizdeki konulardan biri, münhasıran değineceğim. Ama sektör çok ciddi bir şekilde bu durumdan etkilendi.

Rabian, pazar payı konusunda katılım bankalarının hakları yeniyor demiştik. Totalde %4,5 olan pazar payı, KOBİ finansmanındaki pazar payına bakıldığında %15’i buluyor. Yani katma değeri daha yüksek olan, ihracata ve istihdama katkısı kritik önemde olan KOBİ finansmanındaki pazar payı oldukça iyi seviyelerde. Yani tüketici kredisi denilince akla gelen araç kredisi, kredi kartı, ihtiyaç kredisi gibi ithalatı tetikleyici krediler yerine KOBİleri finanse etmişler. İşte düz mantığa olan itirazım bu noktada geliyor. Kemmiyetten çok keyfiyete, sayıdan çok kaliteye bakıldığı taktirde KOBİ finansmanlarından dolayı katılım bankalarına teşekkür etmek gerekir.

Neyse değerli okuyucular, gördüğünüz gibi bizde konuşacak tartışacak konu çok. Vakit ve fırsat buldukça camiamızın konularını konuşacağım. Bu konuları konuşup tartışanlar hep ciddi ve efendi insanlar olduğu için, biraz geyiğe de ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Yeni alengirli mevzularda buluşmak üzere…

An samimü-l-qalb…

Kar Payı Lobisi / Twitter: @karpayilobisi

Yorumlar

yorumlar