Ana sayfa GENEL Dünden Bugüne; Yardımlaşma Sandığından Fon Yönetimine

Dünden Bugüne; Yardımlaşma Sandığından Fon Yönetimine

211
0
PAYLAŞ

Dr. Çiğdem Gürsoy’un Katılım Dünyası Almanak 2015 için kaleme aldığı, katılım bankacılığının adeta tarihsel geçmişini ele alan “Dünden Bugüne; Yardımlaşma Sandığından Fon Yönetimine ” başlıklı yazısını istifadenize sunuyoruz.

Dünya genelinde, 15.yy’dan itibaren değerli madenlerin keşfedilmesiyle başlayan süreçte, ticaret hacmi ve paranın dolaşım hızının arttığı bilinmektedir. Bu sayede kolay erişilebilir duruma gelen para, kişilerin ellerinde birikimler oluşmasına imkan sağlamıştır. Osmanlı icadı olan para vakıfları, tam da bu sıralarda ortaya çıkmış, kendi kıymet hükümleri çerçevesinde halkın küçük birikimlerini iktisadi sisteme dahil etmeyi başarmıştır. Özellikle vakfedecek gayrimenkulü olmayanlar ellerindeki meblağları, kurdukları para vakıfları sayesinde üretime katarak hayır işlerine yönlendirmeye başlamışlardır. Bu sayede her kesimden insan vakıf müessesesinin içine çekilerek Osmanlı İmparatorluğu “Osmanlı Vakıf Medeniyeti” olarak anılmaya başlamıştır.

 
Vakıf müessesesini menkul ve gayrimenkul olarak sınıfladığımızda, para vakfı olarak geçen kavram; menkul vakıflar kategorisinde para ve tahvil gibi iktisadi araçların vakfedildiği vakıfları göstermektedir. Uygulamanın temelinde, İslâm dinî inancına göre Allah’a yakınlık kastı ile devamlı şekilde sadaka vermek düşüncesiyle başlayan ve zamanla gelişen vakıf müessesesi yer almaktadır. Böylece hem vâkıflar manen tatmin olurken hem de yapılan hayır işleriyle sosyo-ekonomik ve kültürel hayata katkı sağlanmıştır. Ayrıca üçüncü bir katkı da para vakıflarının işletmeleri sırasında ortaya çıkmış, nakit sıkıntısı olanlara kredi olanağı sunulmuştur.

 
Zamanla çoğalan para vakıfları kendilerine yeni uygulama alanları bularak yardımlaşma sandıkları şeklinde kümelenmişlerdir. Bu kapsamda, 16.yy’ın ortalarından itibaren Osmanlı’nın gündelik hayatında yer almaya başlayan yardımlaşma sandıkları; mahalle avârız sandıkları, esnaf sandıkları ve yeniçeri orta sandıkları olarak üç başlıkta toplanmıştır. Sandıkların sermaye oluşumunda büyük oranda pay sahibi olan para vakıflarının sermayeleri, çeşitli işletme usulleri kullanılarak nemâlandırılmakta, kazançları vakfiye şartlarına uygun olarak kullanılmaktaydı. Nema oranları belirlenen resmi sınırlarda genellikle %10-%15 arasında değişmekteydi.

 
Vakıfların tek tek yaptığı bu hizmetler, sandıklarda birleştiğinde hitap edilen zümrenin gerekli ihtiyaçları giderilmiştir. Öncelikle sandıkların görevli ücretleri karşılanmış, bunun yanı sıra vakfiye şartlarında belirtilen; çalışamayacak durumda olanlara, evleneceklere, yeni iş kuracaklara, borcu olanlara, fukaraya, yetimlere, dullara, yaşlılara yapılan yardımlar ön plana çıkmıştır. Bu durum sandıkları bir bakıma günümüzün Sosyal Güvenlik Kurumu’nun öncüsü yapmıştır. Ayrıca elde edilen kazançlardan gündelik yaşamda önemli yere sahip olan hayrâtların bakım ve tamir giderleri karşılanarak gördükleri hizmetlerin sürdürülebilirliği sağlanmıştır. Biriken meblağlardan devletin savaş zamanlarında istediği vergilere de pay ayrılmış, hatta bazı vakıflar tamamen vergileri ödemeye yönelik kurulmuştur. Dikkati çeken bir diğer husus, vakıf bazında tüm giderler, nemâ gelirlerini geçmemektedir.

 
Sandıklarda bulunan birden fazla vakfın, tek mütevelli yönetiminde günümüzün “fon yönetimleri” gibi işletildiği, mütevellilerin dönemin iktisadî şartlarını yakından takip edilerek buna göre pozisyon aldığı anlaşılmaktadır. İşleyiş, vakfedilen meblağların mütevelliler tarafından nakit ihtiyacı olan kişilere borç olarak verilmesi ve elde edilen gelirle vâkıfın şartlarının yerine getirilmesi şeklinde özetlenebilir. Bu işleyiş vakfın ana parasına dokunulmadan, nemâ gelirleriyle gerekli harcamaların yapılması üzerine kurulmuştur. Vakıf hizmetlerinin sürdürülebilirliği, vakfın ana parasının ebediyen azalmadan kalabilmesine bağlıdır.

 
Bu kapsamda, sandık muhasebelerine özel önem verilir, vakfedilen vakıflardan her birinin hesabı ayrı tutularak “şart-ı vâkıfta” belirtilenler doğrultusunda işletilir, gelirleri gerekli yerlere harcanırdı. Nemâ getirisi/kazanç elde edebilmek için piyasada bilinen işletim usullerine; muâmele-i şerʻiyye, bey‘ işlemleri, karz-ı hasen ve mudârebeye ilaveten 19.yy’ın ikinci yarısından sonra tahvil alımı da eklenmiştir. Aynı sandıkta, birden fazla işletme usulü uygulanabilmekte, her usulün kârı ayrı ayrı kaydedilmektedir. Eğer vakfiyede özel bir şart yoksa, sandıklardan kendi mensuplarının yanı sıra isteyen herkes borç alabilmektedir. Sandıkların, tüzel kişiler gibi davranarak, kendi adlarına borç alıp vermeleri konunun bir diğer boyutudur. Para vakıfları tek tek bir nevi kredi kurumu görevi görürken, sandıklarda birleştiğinde fon yönetimi şeklinde işletilmişlerdir.
Sandık yöneticileri olan mütevellilerin genellikle esnaf sandıklarında kethüdalar ve deneyimli ustalar, yeniçeri sandıklarında odabaşılar, mahalle avârız sandıklarında ise mahallenin kurucu camisinin imamlarından seçildiği görülmüştür. Hizmetin, genellikle diğer görevlilerin ücretlerinden fazla olmayan, düşük bir ücret karşılığında yapılması yaygın olmakla birlikte “hasbî” gönüllü olarak da üstlenildiği vakıflar bulunmaktadır. Vakıfların muhasebeleri isteyen herkesin kontrolüne açık olmakla birlikte, vakfiyelerde işleyişin bizzat kontrol edilmesi istenmiş ve görevliler tayin edilmiştir. Sandığa üye esnaf, yeniçeri yoldaşları ve mahalle halkı arasından seçilmiş görevliler işlerini gönüllü olarak sürdürmüşlerdir. Sandık muhasebelerinin birkaç yılda bir, devlet tarafından yapılan kontrolleri ise ilk yıllarda Kadılar, sonrasında Evkaf Müfettişliği görevlilerince yerine getirilmiştir.

 

“Girişimcilik denilince akla tasavvuf kültürü gelir”

 

Yorumlar

yorumlar