Ana sayfa GENEL Faizsiz Finans Kanunu Tasarısı Üzerine: Kanunlar, Anlayışlar…

Faizsiz Finans Kanunu Tasarısı Üzerine: Kanunlar, Anlayışlar…

1385
0
PAYLAŞ
Twitter: @BunyaminErKTU

Aslında herkesin merakla beklediği bir adım oldu. En çok da uygulamacıların. Yani katılım bankacılığı sektörünün.

Bu konuda daha önce beklentilerimizi farklı şekillerde ifade etmiştik.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) beklenen adımı attı ve faizsiz finans sektörü ile ilgili bir kanun taslağı hazırladı. Söz konusu taslak kanun hakkında görüşlerimi arz etmek isterim.

Öncelikle faizsiz finans konusunda temel önkabullerimi paylaşmam gerekecek.

Bildiğiniz gibi faizsiz finans hususunda en temel ilke faizsizlik prensibidir. Bu konuyu iyi anlamak gerekiyor. Günümüz para-kredi sisteminde faiz yapısal olarak üretiliyor. Para-kredi sisteminin işleyişi faiz eksenli programlanmış. Üzerinde konuşulabilen tek şey daha çok faiz ya da daha az faiz. Biz ise bu sistem dinamikleri üzerinden hareketle faizsiz alternatifler üretmeye çalışıyoruz. Bu alternatifleri üretmeye çalışırken bile faize dayalı sistem argümanlarını kullanıyoruz. Yani aynı kaynağı kullanarak, aynı güzergahta ilerlerken aynı mineraller ile beslenerek ve tam olarak ortaya çıkmadan hemen önce ikiye ayrılan iki farklı musluktan birbirinden tamamen farklı türde su elde etmeye çalışıyoruz.

Bir an düşünelim…

Bay A, Bay B’nin kredi ile satın aldığı taksisi ile şehir merkezine gider. Belediyenin kredi kullanarak yaptığı kaldırımdan yürürken yine kredi ile açılmış dükkandan bir simit satın alır. Simite ödediği fiyatın içerisinde kredi faizi var ama o farkında değildir. Sonra, malikinin kira gelirini faizde değerlendirdiği binadaki banka şubesine girer. Yapımında kredi kullanılan ve bu kredi faizinin de fiyatı içerisinde yer aldığı numaratörden sıra numarasını alır. Aldığı sıra numarasının yazılı olduğu kağıdı üreten firmanın kredisini bir kenara bırakalım. Ne de olsa numarayı alırken para ödemedi. Bu parayı bankacılık hizmet gelirleri için para öderken ödemiş olacak. Oturduğu sandalye de aynı şekilde. Sıra kendisine gelir ve gişe görevlisine faizsiz bir hesap açmak istediğini söyler….
Sizce de garip değil mi? Sanırım söylemek istediğim şey anlaşılmıştır. Faiz konusu gerçekten çok hassas. O kadar ki, İmam-ı Azam Ebu Hanife efendimiz, şiddetli güneş altında olduğu halde, kendisine borcu olan bir şahsın duvarının gölgesi altına girmemiş, alacaklısının evinin duvarından istifade etmeyi bir nevi faiz olarak telakki etmiştir. Hal böyle iken faiz konusuna da sistemi sorgulayarak bakmakta fayda var. Yani faizin sistemsel olarak üretildiği bir yapıda faizsiz finans mümkün olmaz. Faizsiz finansman için önce mevcut para-kredi sistemini sorgulamak ve değiştirmek gerekmektedir.

Elbetteki konumuz olan BDDK’nın faizsiz finans kanun taslağında bu yönde bir adım beklemedim. Dolayısıyla bu şerhi ortaya koyduktan sonra mevcut taslak hakkında şu değerlendirmelerde bulunabilirim.

Kanun taslağı 4 kısım, 50 madde ve 4 geçici maddeden oluşturulmuş. Genel gerekçe metninde de belirtildiği üzere kanun taslağı hazırlanırken örneğin 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu gibi genel nitelikli kanunlarda herhangi bir değişiklik öngörülmemiş ve taslağa atıf yapan hükümlere de yer verilmemiştir. Bu haliyle aslında sadece, sektörde yüksek sesle dillendirilen farklı uygulamalar noktasında bir çözüm getirme amacı olduğu anlaşılmaktadır. Kurulması öngörülen Faizsiz Finans Standartları Kurulu da bu amacı ön plana çıkarmaktadır. Oysa faizsiz finans sektörünün önünü açacak daha radikal değişiklikler gerekmektedir ki bu Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasaları Kanunu, Merkez Bankası Kanunun gibi genel nitelikli kanunlarda da değişiklik yapmayı gerektirmektedir. Örneğin faizsiz finans faaliyetlerini büyük ölçüde yürüten Katılım Bankaları’nın tamamen bankacılık mevzuatı dışında değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Hatta banka adıyla değil de örneğin “Katılım Finansman Şirketi” gibi bir isimle finansman şirketi olarak faaliyetlerine devam etmeleri.

Ancak bu kanun taslağında en çok dikkatimi çeken konu, taslağın hazırlanmasındaki düşünce altyapısı. Kanun taslağında, faizli finansal kuruluşun derhal bir faizsiz finans kuruluşuna dönüşebileceği, bir faizsiz finans kuruluşunun ise hiçbir surette faizsiz olmayan finans kuruluşuna dönüşemeyeceği ifade edilmektedir. Bu madde ve benzer diğer düzenlemelerde, yazının başlangıcında ifade etmeye çalıştığım kurgusal zemindeki yanlışlık yine karşımıza çıkmaktadır. Kanun metni hazırlanırken faize dayalı banka-kredi sisteminin temel değer varsayımlarından ve argümanlarından hareket edilmektedir. Zira kanun maddesi gerekçesinde bu hükmün, faizsiz finans sektörü kazanımlarının, değerlerinin ve varlıklarının korunması, büyüme hedeflerinin yakalanması…gibi gerekçeler ile konulduğu ifade edilmiştir.

Kanun metnini tamamında olduğu gibi burada da ekonomik kaygıların ön planda tutulduğu anlaşılmaktadır. Oysa hükümlerin dini gerekçeler ile desteklenmesi gerekmektedir. Bu anlayış ile faizsiz finans sistemini değerlendirdiğimizde, bir konvansiyonel bankanın kullandırdığı bir ev kredisinden faiz almaması, ya da sıfır faizli otomobil kredisi kullandırması durumunda bu işlem faizsiz bir işlem olmaktadır. Oysaki problem olan faizin azlığı ya da çokluğu değil, olup olmamasıdır. Yani faiz sıfır da olsa, İsviçre ve Japonya’da olduğu gibi negatif de olsa değişen bir şey olmaz. Faiz kadar, faizi ortaya çıkaran anlayışın da üzerinde durulması ve bu anlayışla da mücadele edilmesi gerekir. Aksi takdirde algı faiz oranlarına kayar ve bu durum faizin arkasında yatan bozuk anlayışı sorgulamamanıza neden olur.

Faizsiz finans kurumunun kuruluşuna ve dönüşümüne ilişkin düzenlemelere benzer bir durum fon kaynaklarının ve kar payı dağıtım uygulamalarının düzenlendiği kanun maddelerinde karşımıza çıkmaktadır.

Mevduat hesapları için müşterilere yönelik özendirici faaliyetler, promosyon uygulamaları, yatırım vekaleti ile yapılan işlemlerde azami kar oranı garantisi, kar payı dengeleme rezervi uygulaması, fon kaynaklarının sigortalanması ve muhabir ilişkisi kurulacak bankalar konusunda ticari kaygılardan ziyade dini hassasiyetlerin ön planda tutulması gerekmektedir. Örneğin kar payı dengeleme rezervi uygulaması, katılım bankalarının müşterilerine örtülü şekilde kar payı garantisi sunmasının yolunu açmaktadır. Her ne kadar kanun maddesine rezerv uygulaması ile zarar ortaya çıktığı dönemlerde müşteriye zarar yansıtılmaması uygulamasının süreklilik arz etmeyecek şekilde kullanılması şartı konulsa da bu sonucu değiştirmeyecektir. Kar odaklı düşünmek, konvansiyonel bankaların dağıttıkları faiz oranına yakın bir kar dağıtımını katılım bankaları açısından zorunlu kılmaktadır. Gerekli kar oranı elde edilmese bile bu kar oranının rezerv uygulaması ile yakalanabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu bir anlamda dağıtılan kar oranlarının normal piyasa koşullarında elde edilen kar oranları olmaması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu problemi ortaya çıkaran şey elbette ki katılım bankalarının konvansiyonel bankalar ile rakabet etmek durumunda olmalarından ya da böyle hissetmelerinden kaynaklanmaktadır.

Söz konusu kanun taslağında aslında en dikkat çekici yenilik, faizsiz finans faaliyetleri ile ilgili temel ilke ve hususların belirlenerek piyasanın bu anlamda işleyişini kontrol altında tutacak Faizsiz Finans Standartları Kurulunun oluşturulması oldu. Kanun taslağında kurulun görevleri ve yetkileri belirtilmektedir. İlgili maddeler incelendiğinde, yazımın başında da ifade ettiğim mevcut uygulamalardaki çok seslilik ya da farklı uygulamalar noktasında belirli bir standart oluşturmak temel amaç olarak göze çarpmaktadır. Bu durum ise belki faizsiz finans sektörünün büyümesine sebep olabilecektir. Ancak faizin yapısal olarak üretildiği bir sistem altyapısı açısından herhangi bir çözüm arayışını ortaya koymamaktadır. Belki bu kanun taslağından bu yönde bir iradenin ortaya konulması en büyük beklentimdi. Aynı zamanda sektörden de bu yönde bir itiraz beklerdim. Sanırım bu durum, konvansiyonel bankalardan üst yönetici transferi konusu kadar sektörü rahatsız etmedi.

İslam ekonomisi insan ihtiyaçlarının finansmanını önerirken, İslami finans piyasası kendisine büyüme hedefleri koyarak insanların arzu ve isteklerinin finansmanına odaklanmamalı. TKBB strateji belgesi (2015) te de ifade edilen ve iş bu kanun taslağının gerekçesinde de değinilen %15 sektör payı bir ekonomik hedeftir. Peki Katılım Bankacılığı sektörü bu hedefe nasıl ulaşacak. Bir evi olan bir insanın ikinci evi alması için ikna ederek, yani bir anlamda servet biriktirmesini temin ederek ya da arabasını her yıl değiştirmesini sağlayarak. Yani yine servet birikimine teşvik ederek. Nihayetinde faaliyet dağılımına baktığımızda katılım bankacılığı faaliyetlerinin çoğunluğunu murabaha işlemleri oluşturuyor.

Ya müteşebbisin finansmanı?

Dolayısıyla kanun taslağından beklentim bu noktalara temas eden düzenlemelerdi. Bir anlamda mevcut para-kredi sistemine bir itirazdı. Ama böyle olmadığını gördük.

Faizsiz finans sektörü ekonomik amaçlarla, konvansiyonel bankalar ile yarışarak kendi ayağına sıkıyor. Ve sadece bir alternatif oluyor, çare değil! Bunu bizim söylememiz sektör için ne anlam ifade eder bilmiyorum. Ama iş dünyası da artık bunu dillendirmeye başladı. MÜSİAD’ın parayı faizle değil, üretim ve yatırımla büyütmeye dayanan “insani finans” açılımı, genel başkanının “Biz mevcut finans sistemine, katılım bankacılığına karşı çıkmıyoruz. Ama mevcut sistem artık üretimde sonuç vermiyor. Daha çok kendilerini destekleyen bir sisteme dönüştü” şeklindeki itirazı bunun en bariz göstergelerinden. Ancak burada şunu tekrar ifade etmek gerekir. Mevcut para-kredi sistemini değiştirmeden, faizin sistemsel üretimine son vermeden herhangi bir açılım bizleri doğru sonuca ulaştırmayacaktır.

Sonuç yerine şunu ifade etmek isterim. Faizsiz finans kanun taslağı, faizsiz finans standartları kurulunun oluşturulması dışında mevcut durum açısından farklı bir resim ortaya koymuyor. Mevcut para-kredi sistemine isyan etmeyen, en azından bu yönde bir niyet ortaya koymayan bir düzenleme, mevcudun farklı şekilde sunumu olmanın ötesine geçemez. Bu anlamda faizsiz bir ekonomi anlayışını destekleyecek adımları faizsiz finans kanun taslağında görmek gerek.

Sanırım kanunlardan önce, anlayışların değişmesi gerekiyor…

Selam ve saygılarımla,

Doç.Dr. Bünyamin Er
@bunyaminerktu

Yorumlar

yorumlar