Ana sayfa GENEL Malum Katılım Bankası A.Ş.

Malum Katılım Bankası A.Ş.

4025
0
PAYLAŞ

Hayır, hayır yazının başlığını yanlış okumadınız!

Katılım bankacılığı sektörüne yeni katılacak bir üyeden ya da ülkemiz dışında faaliyet gösteren bir katılım bankasından bahsetmeyeceğiz.

Bu katılım bankasını tüm Türkiye gibi siz de çok iyi biliyorsunuz.

Şimdilerde, acaba bu kurumda çalışmış olanlar ne halde?

Bize ne bundan! Onlar hak etti bunu! Çalışmasalardı o kurumda! Adı üzerinde işte, Malum Katılım Bankası! Diyenler olduğunu duyar gibi oluyorum. Fakat bunlara cevap vermek yerine size banka personeli Ömer’den bahsedeceğim…

Ömer evli ve iki çocuk sahibiydi. Yaşlı ve hasta olan babasıyla beraber yaşıyorlardı. Anadolu’da çiftçilik yapan fakir bir ailenin uzun yıllar süren evlat özleminin ismiydi. İç Anadolu’nun küçük bir köyünde doğan Ömer, “gerekirse sırtımdaki ceketimi satar seni okuturum” diyen bir babanın tek evladı olarak İstanbul’da iyi bir üniversiteyi bitirmiş ve ülkenin ilk özel bankalarından birinde işe başlamıştı.

Kariyeri parlaktı.

Çok geçmeden diğer bankalardan teklifler almaya başlamıştı.

Birkaç banka değiştirdikten sonra artık sadece katılım bankalarında çalışmak istediğine karar vermişti.

Ailesinden aldığı terbiye ve değerler, işinden ne kadar memnun olsa da, her önüne gelen evrakta faiz kelimesini görmesi, yaptığı işin içine sinmemesine yol açıyordu.

Çok geçmeden bütün katılım bankalarına başvurdu. Hepsi ile gidip görüştükten sonra maddi ve sosyal imkânları en iyi olan Malum Katılım Bankası A.Ş.’ de işe başlamıştı bile.

Tam işler yolunda derken, 17 -25 Aralık denilen olaylar yaşanmaya başlamıştı. Ömer olanlara bir anlam veremiyor ve işten ayrılıp farklı bir kuruma geçmek istiyordu. Önceleri tazminatını yakmaktan çekindi. Sonra ise başvurduğu hiçbir katılım bankası geri dönüş yapmadı. Çalıştığı kurum hakkında devlet yetkililerinden tutun da, sokaktaki vatandaş bile yorum yapıyor mesleği dışında türlü türlü muamelelere maruz kalıyordu.

Çok geçmeden beklenen oldu. Artık çalıştığı kurumun yönetimi tamamen devlet kontrolüne geçmişti. Yeni gelen yönetim gerekli incelemeleri yaparak uygun bulmadığı personelin ve idarecilerin iş akitlerini feshediyordu. Artık işlerin düzeleceğini, sadece işini yapacağını düşünürken, bankanın kamuya devrinden vazgeçilmiş, ihale süreci başlamıştı. Çok geçmeden yeni gelen yönetim ücretsiz izine çıkmayı kabul etmesini aksi takdirde işten çıkarılacağını bildiriyordu. Ne yapması gerektiğine karar veremeden yeni atanan yönetimin insan kaynakları yöneticileri ile görüştü. Yöneticilerinden; ücretsiz izni kabul etmesini, hamlar ve hasların ayrılacağını, kendisi gibi sadece işini yapan personellerin bankanın satışı akabinde işlerine devam edeceği bilgisini almıştı ve öyle de yaptı.

Kabul etti ücret almadan çalışmayı. Ücret almadan çalışmak sektördeki meslektaşlarınca garip karşılansa da, o bir Malum Katılım Bankası personeliydi. Sanırım bunu hak etmişti diye aklından geçiren meslektaşları olmuştu. O ise her şeye rağmen işini kaybetmemek ve sektör dışında kalmamak için katlanıyordu tüm yaşadıklarına.

15 Temmuz: son ihale günü gelmiş çatmıştı. Herkes bir şekilde bankanın satışının gerçekleşeceğini düşüyor ve bir an önce bu işlerin sona ererek ortamın normalleşmesi için dua ediyordu. Beklenen olmadı ve satış gerçekleşmedi. Tasfiye kararı verildi ve birkaç saat sonra ülkeyi derinden sarsan o askeri kalkışma hadisesi yaşandı. Pazartesi günü şubelerin açılmayacağından işe gidilmeyeceği bilgisi çoktan gelmişti bile. Artık gideceği bir işi yoktu. Bu sıkıcı bekleyiş üç ay sürdü. Sonra bölge müdürlüğüne çağrılarak istifa dilekçesi alındı ve resmi olarak işsizler kervanına katıldı. Kariyerinde, sicilinde hiçbir olumsuz durumu yoktu. Yıllarca sadece işini yapmıştı ve işinde oldukça başarılıydı. Elbette bir iş bulacaktı.

Önceleri er geç aldığı eğitime ve mesleğine uygun bir iş bulabileceğini düşünüyordu. Zaman geçtikçe bunun hiç kolay olmayacağını anladı.

Başvurduğu her yerde karşısına çıktı Malum Katılım Bankası. Adeta kariyerinin kara gölgesi gibiydi… “Yoksa siz de onlardan mısınız?” sorusuna karşın;

“Ben o kurumda çalıştım fakat okullarında okumadım, yurtlarında kalmadım, gazetelerini almadım” gibi savunmanın, derdini anlatmaya çalışmanın, izahın bini bir para!

Evet, hepsi doğruydu. Sadece tek yaptığı, Malum Katılım Bankası A.Ş.’ de çalışmış olmaktı. Bu yaptığı şey yeterli olmalı ki, sekiz aydır başvurduğu görüştüğü hiçbir yerden bir sonuç alamamıştı. Artık komşularına görünmeden erkenden çıkıp, geç saatte dönüyordu evine. Çünkü artık sorulardan o imalı bakışlardan yorulmuş yıpranmıştı.

Ömer’in önceliği severek ve inanarak yaptığı mesleğini; katılım bankacılığını yapmaktı. Defalarca başvuruda bulundu. Tüm katılım bankalarının genel müdürleri, üst yöneticileri dâhil olmak üzere otorite kurumlarının başkanlarını bir yerlerde bulup yanlarına usulca gidip durumu anlattı. Uğradığı haksızlığı, bunu hak etmediğini söyledi. Hepsi dinledi… Sadece dinledi. Bazısı farklı olarak, “haklısınız, sizler temiz arkadaşlarımızsınız sizlerle çalışmayı çok isteriz” deyip ertesi gün sektörün yetişmiş eleman sıkıntısı olduğu demecini verdi gazetelere…

Sırf bir kurumda çalıştı diye suçu günahı olmayan binlerce masum insanın, koskoca bir camiadan dışlanıp, işini, mesleğini kaybetmesine ses çıkarmayanlar, yarın Allah’ın huzurunda hesap vereceklerini unutmamalıdırlar. 

Prensiplerini, vahyin çerçevelediği bir sektörde çalıştığının bilicinde olan, vicdanı körelmemiş meslektaşlarıma ve üstatlarıma sesleniyorum. Mesele bildiğiniz gibi değil! Bu ve buna benzer çok fazla dramlar yaşanıyor. Çok ciddi mağduriyetler söz konusu. Amacı sadece helalinden mesleğini icra etmek olan, bunca yetişmiş insanı heba etmeyelim. Bir an önce gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak bu yetişmiş insanları sektörümüze tekrar kazandıralım.

Sürç-i lisan ettiysek affola,

İnşaAllah amaç hâsıl olmuştur.

Vesselam.
Nuh TUFAN

Yorumlar

yorumlar