Ana sayfa ARAŞTIRMALAR İlahiyatçılar ve İktisadi Hayat

İlahiyatçılar ve İktisadi Hayat

195
0
PAYLAŞ

Katılım Dünyası Almanak 2018‘den: (Sayfa 24)

Prof. Dr. İshak Emin AKTEPE-“İlahiyatçılar ve İktisadi Hayat”Dini konularda söylenen sözlerin ve verilen hükümlerin doğrudan Allah ve Resûlü’ne ait olduğu sanılır. Halbuki bu çoğu zaman doğru değildir. Allah ve Resûlü, Müslümanların her zaman ve mekânda yeni yorumlar yapabilmelerini temin için bilinçli şekilde kesin hükme bağlanmamış büyük bir saha bırakmıştır. Hatta Allah ve Resûlü tarafından hükme bağlandığı düşünülen meselelerde bile ayet ve hadislerin yorumunda pek çok ihtilaflı yaklaşımlarla karşılaşılabilmektedir. Apaçık ayet ve hadis olan konularda Hanefîler Şâfiîlerden Mâlikîler Hanbelîlerden farklı düşünebilmektedir. Nitekim icmâ az, ihtilaf çoktur. Hasılı İslâmiyet’te herhangi bir konuda nihayi hükmü bulduğunu, en doğruyu kendisinin düşündüğünü, farklı hüküm verenlerin yanıldığını ve Allah ve Resûlü’nün muradını sadece kendisinin anladığını iddia edenlere itibar etmemek gerekir. Bugün hiç kimse Allah ve Resûlü’nün temsilcisi, vekili ve naibi değildir. Hiç kimse Allah’tan vahiy almamaktadır. Dolayısıyla hiç kimse mutlak doğruyu temsil etmez.

İnsanoğlu zenginiyle fakiriyle patronuyla işçisiyle yaşlısıyla genciyle sağlıklısıyla hastasıyla eğitimlisiyle cahiliyle şehirlisiyle köylüsüyle kadınıyla erkeğiyle bir hayat yaşıyor. Yemek yemesi, içmesi, giyinmesi, barınması, binmesi, ısınması, okuması, ulaşması, iletişim kurması, evlenmesi, çocuklarını yetiştirmesi, tedavi olması ve korunması gerekmektedir. İnsanlık bütün bunları temin edebilmek maksadıyla tarih içerisinde farklı farklı tecrübelerden geçmiş ve her toplum kendince çeşitli usuller geliştirmiştir. İnsanlık hep aynı iklim ve doğal şartlarda yaşamamaktadır. Yine dünya tarihi acımasız savaşlarla dolu olup bütün insanlık barış ve huzur içinde de yaşamamaktadır. İmkânlar farklı olunca hayatın idamesi için geliştirilen usuller de farklı olmaktadır. Neticede kimi toplumlar başarılı olurken kimileri başarısız kalabilmektedir. Geçmişte başarılı olanlar bugün başarısız olabildiği gibi bugün başarılı olanlar da gelecekte başarısız olabilmektedir. Özetle söylemek gerekirse insanlık bugün hayat mücadelesi vermekte, yaşamaya çalışmakta, kendileri ve çocukları için sağlıklı bir yaşam alanı oluşturmaya gayret etmektedir.

Bu noktada ilahiyatçılarımız –ki onlar da beşeriyetin bir parçasıdır- ile insanlık arasında bazı noktalarda uyuşmazlıklar olabilmektedir. Bunun temel nedenlerinden biri ilahiyatçıların ilahiyat alanındaki tarihsel ve belli bir mekânla sınırlı beşerî yönü çoğu zaman gözden kaçırıp ilahiyatın evrensel ilâhî hükümlerle dolu olduğu gibi bir yanılgıya düşmeleridir. Üstelik bu yanılgılarını idrak edemeyip üst perdeden Allah ve Resûlü adına insanlığa hüküm vermeye kalktıklarında içinden çıkılmaz sorunlara sebep olabilmektedirler. Bu durumda verdikleri hükümler hayatın doğal akışıyla uyuşmadığı için uygulanamamakta ve çoğu zaman ilerleyen dönemlerde ilahiyatçılar yanlış düşündüklerini anlayarak hükümlerini gözden geçirmektedirler. İslam fıkıh tarihi bunun örnekleriyle doludur. Hatta aynı alimin daha ölmeden pek çok konuda görüş değiştirdiği de vâkidir. En meşhur alimlerin “eski görüşü” “yeni görüşü” diye nitelenen fetvaları bulunabilmektedir. Problem şu ki ölmeselerdi belki “yepyeni görüşü” olabileceği halde biz o alimin ölmeden evvel ki son görüşünü kıyamete kadar geçerli nihayi görüş zannedebilmekteyiz.

İslam iktisadıyla alakalı ilahiyatçıların verdikleri dini hükümler de yukarıda resmedilen manzaradan farklı değildir. İlahiyatçıların öncelikle hayatı, iktisadı ve insanlığın hayatını sürdürebilmesi için gerekli şartları iyi analiz edip sonra bu şartları sağlayabilmek için dini planda neler yapılabileceğiyle ilgili belki yüzlerce doktora tezi yaptırdıktan sonra bir şeyler söylemeleri gerekir. Hasılı ilahiyatçılar, günümüz iktisat dünyasını irdeleyen yüzeysel üç beş çalışmaya ve daha çok yüzlerce yıl evvelin sosyal, psikolojik, idari ve ekonomik şartları içerisinde o günün bilgi birikimiyle oluşturulmuş fıkıh eserlerine –ki bunların %90’ı aslında beşerî yorumdur- bakarak günümüz iktisat hayatına dair kendilerinden emin tarzda dini hükümler veremezler. Bu bakımdan ilahiyatçılar, iktisadi hayatla alakalı hüküm verirken mümessili oldukları ilim dalının zaaflarını bilmek ve keskin dil yerine daha toleranslı bir üslup kullanmak zorundadırlar. Kendilerini hakikatin mutlak temsilcisi gibi sunmamalıdırlar.

 

Yorumlar

yorumlar